1 ayda ingilizce konuşturuyoruz tıklayın
23 Ağustos 2011 Salı
Evet günlük yanlış duymadın 1 ayda hemde hemen, maksi mega giga kupon olmadan hemen şimdi.
Çocuk olmak pek fena günlük. Hele büyükken çocuk olmak pek çok defa fena her defasında.
Doksanlarda çocuk olmak biraz sarı biraz renkli ama reklamlara takılmak fazla romantik gibi ama 2000lerde geride kalmışlığı hissettiriyor.
"Fluence in English, to explain yourself completely, honor and dignity" çok mu önemli, bazen sanırım. Ya da konuşabilmek böbürlenmek önemli kesinlikle belli ki. Yabancı bir dil şart, ikincisi öne geçirir pek çok kişiden eğer ki Türkiyedeysen ama avrupada karizmatik "art history" bilmek.
Ama yetmiyor benim english, français tres zayıf ama türkçe iyidir galiba yüklemsiz de olsa. İyiki Türkçe var moğolca ile aynı dil ailesinden, yoksa neyapardım.
Teşekkürler Fatih Terim, bana kendimi iyi hissetitiyorsun.
11:20 | Etiketler: english, français, içte kalan söylenemeyen sözler | 0 Yorum
Dünya bir bana mı küçük?
15 Mayıs 2011 Pazar
Ya arkadaş hayat hep böyle zorluklarla mı geçecek ha? yani hayat bir kavga sürekli bir şekilde can sıkacak birşeyler çıkıyor ve üstesinden gelmek lazım, zormuş ya harbiden zormuş.
Böyle bir kararlı düzgün düzenli bir insan olmak, hep birşeyleri başarmak, hep iyi hissetmek başarının verdiği o karşılaştırılmaz haz ile, hepimizin hayali, aşk iş para üçgeni. Ya hepsi karışıksa nasıl olacak, biri diğerini-teki hepsini etkiliyorsa, çok değişkenli, parabolik olarak artan ya da azalan, bir düzensizlik siki, hep göte giren, hep can sıkan, hep üzücü, en azından şu an için.
Lan oğlum diyorum kendime niye kendini yıpratıyorsun, gitsene üstüne, üzsene başkalarını, yok. bencilliğin bir aşısı olsa da vurdursam arkadaş, böyle olmuyor, çok fena canım sıkılıyor, tribe giriyorum. İyi olmaktan pek fena sıkıldım, karmanın da john lennonun da ta amına koyim. Sikerim böyle mutlu olunmuyor, bundan sonra kötü kedi şerafettin.
Mutluluk arayışı, hele de kafalar iyiyken bir biranın yüzde otuzunu dahi tüketmemişken, zor sorular bunlar, kpss deki merkez bankası başkanı sorusu kadar zor.
Hayat çok anlık günlük, baya bir hayli anlık, tadını çıkar ya da bokunu çıkar zamanının, kus onun üstüne, sıç. Hani vardır ya çok tutarsın ya da tutmak zorunda kalırsın. Ya bir belediye ya da şehirler arası otobüste, sonra bulursun bir yer sıçarsın ama acı yemişsindir ve de basurun vardır, böyle götün yanar, pişman olursun, yani öyle de rahatlatıcı değildir, can yakar böyle pek fena.
Düşünmek pek fena bir meziyet, yetenek değil kesinlikle, hele çok değişkenli düşünmek. Çabamdı benim, övündüğüm birşey, çok yönlü düşünüp doğruya ulaşmak, objektif, etkenlerden uzak. Ya bırak allahını seversen kim öyle düşünmüş, canın ister ekersin canın ister koparırsın, yok öyle objektif birşey, sikime kadar zaten bundan sonra, sikerim doğrusunu yanlışını, kim öyle yaşamış, hepimiz aynıyız ve hep canımız birşeyler çekiyor. Düşünmek boşuna, zaman harcatan boktan. Teşekkürler dünya bunları bana hatırlattığın için. Bazen de çok götsün ama bazı insanları bana gösterdiğin için, insan görmek istemiyorum. Kuş görmek istiyorum, çenesinden ayak çıkan böceklerden görmek istiyorum, kedi görmek istiyorum, tarla görmek istiyorum, uçsuz bucaksız, götsün dünya pek bi götsün.
13:09 | Etiketler: dünya, içte kalan söylenemeyen sözler, ruh hali, ruh sağlığı, yaşam | 0 Yorum
Aslında 2 gün öncesinin yaşanmışları bunlar
14 Mart 2011 Pazartesi
Evet günlük bugün yeniden yazmaya başladım. Kendimi ortaokulda günlük tutan çocuklar gibi hissediyorum sana böyle hitap ettiğimde ama gene de hoşuma gidiyor. Aslında sana yıllık desem daha mı doğru olacak her yıl bir yazı? Evlendim bu arada ben, iki haftayı biraz geçti. Evli barklı adamım artık. Bir dahaki yazı da çocuk sahibi olduğumda..
Okula geldim bu sabah, ilk defa okuldan yazıyorum kütüphaneden, bir hayli uzatmalı tezimi bitirmeye çalışıyorum.
Sabah spor salonuna gittim ilk önce. Biraz bisiklete bindim sonra iki ağırlık kaldırdım ve sonrasında göğüs kası geliştirici alette çalıştım sonrada çıktım yemeğe gittim, verdiğim 250 kaloriyi, pirinç pilavından, vucudumdan attığım nikotin ve katranı da ard arda içtiğim sigaralar ile hemen geri aldım. Ama bu arada bir takım insan ilişkilerine sahip oldum, diyalog kurdum ya da kurmadım. Aslında lafa lafla karşılık vermenin insan psikolojisi üzerine etkisi konulu sosyal deney de yaptım da denebilir. Salondan sorumlu hatun yanıma geldi ve ders veren bir öğretmenin ses tonuyla dedi ki;
- bir dakika bakarmısınız?
- evet
- havulunuzu sırtınızı koyduğunuz yere koymanız gerekiyor, havlunuz yanınızda mı?
- benim havlum yok
- hmm ama böyle olmaz, havlu getirmeniz gerekiyordu,
- benim havlum yok
- tişötünüz var mı peki şimdilik serseniz?
- dolapta var ama temiz o seremem burdan çıktıktan sonra giyicem ben onu
- bir de burada günlük kıyafetleri pek tercih etmiyoruz, özel olarak eşofman giymelisiniz
- bu kıyafetler özel zaten yeterince, ben özel hissediyorum bunları giydiğimde
- ama keten pantolon gibi kıyafetler..
- keten pantolon değil ki bu, pantolon bile değil
- ama
- bak istersen? (deyip sıyırdım donuma kadar)lastikli falan ha?
- ama günlük kıyafetler..
- gidicem zaten çok durmucam
- tamam peki
Ağırlık kaldırdıktan sonra kapının önündeki masa da gergin gergin oturan öğretmen hanıma piç piç gülümseyip yoluma devam ettim. Temiz tişötümü de giyip çıkarken bir baktım dışarda sigara içiyor, parmağımı iki yana sallayıp "aa çok ayıp hoca osurursa cemaat sıçar" tribi yapıcaktım ama sonra vazgeçtim. Yeterince bütün manyaklar da beni buluyoru yarattım sanırım.
Bu kadar uzatmıcaktım aslında eğer ki portugal yazan tişötü giyen çocuğu görmeseydim. Gidip kafasına arkadan tokadı şaplatıp "ne giyiyorsun emperyalist heriflerin tişörtünü koca brezilya portekizce konuşuyor anasını ağlatmışlar zamanında, yaşasın MPLA yaşasın ANGOLA" diye nasıl da bağırasım gelmişti oysa. Evet günlük böyle işte brezilyalıları seviyorum ama portekizlileri sevmiyorum. Bu hislerle gidip öğretmen hanıma patladım.
Sonra da baktım kendime evet ben benzemiyorum spor salonundakilere biraz düşünmeden gitmişim, zaten belliydi üstümü değiştiriken farkettim; sampuan almışım ama havlu ya da terlik getirmemişim.
Sonrasında yemekhane ve akabinde kütüphaneye gittim, iki saat kadar makale okudum, biraz da birşeyler yazdım.
Arkası yarın olacak, bugünlük bukadar günlük.. şimdi ise raftan aldığım binded journalıma (?) bakayım da pek güzel bir tez olsun. Unstabile ruh halimi de bilimsel bir takım yazılarla stabile edip hadi o zaman: keep on living... skiim
06:35 | Etiketler: Ankara, ruh hali, spor, uzun bir ara | 0 Yorum
Sigara, Kahve und Kaka
19 Ocak 2010 Salı
Üç gündür evdeyim, sadece aşşaya bakkala (bakkal da lemandan fırlamış gibi) inip sigara almaya gidiyorum, abuk sabuk şeyler yiyorum, sabahları 10 gibi kalkıyorum, geceleri uyuyamıyorum, bünye yorulmadığı için gün içinde, geceleri de uyumak problem oluyor galiba. Şu uyku getiren, gevşeten bitki çaylarına mı başlasam bi de bir şurup vardı adı aklıma gelmiyor şimdi, böyle sinirleri gevşeten. Yoksa bu gidişle gece uykumda kalp krizinden ölücem, sinir stres.
Bana birinin hayat tokatı atması lazım, hayat tokatı etkisi şöyle bir şey ki, sizi kaybolup gittiğiniz ve aynı zamanda sıyrılamadığınız o boşluktan çekip çıkarır, ben ara sıra takılı kalıyorum o boşluğa, zamanımı boşa harcıyorum, üretkenlik sıfıra iniyor, bi değişikliğe ihtiyacım oluyor ve bu durumda, ya benden daha kötü durumda olan biriyle konuşup, vay amınakoyim, bak gidişat kötü ilerde sen de böyle olcan korkusu, ya da tanıdık birinin o karmaşık durumda birinin şöyle yap böyle yap demesi fikir vermesi, işte bu kısmını ablam genelde üstlenir, onunla konuşunca kendime geliyorum, soğuk duş etkisi yaratıyor bende. Ama bu aralar kendi derdi kendine yettiği için onu pek kendi problemlerimle yormak istemiyorum.
Peki insan doğru dürüst yemek yemese de kaka yapabilir mi? Şimdi benim gün içinde yediğim yemek 100 gram gibi bir şey sanırım ama, ama gel gör sabah kalkınca bir kaç sigara + kahve, sonra tuvalette sonuç şaşırtıcı, dumur yaşıyorum, arkadaş niye bu kadar çok, iç organlarımı mı şıçıyorum nedir yani. Bu arada o kadar çok zayıfladım ki annem görse tanımaz. Sanırım hem evde bira tüketmiyorum hemde şu yemek mevzusundan ha bu arada buzdolabım da bozuldu, o yüzden sabah akşam makarna. Ama öyle sade makarna değil çeşitli soslarla süslüyorum : ) o kadar da değil parasızlık yüzünden bazı standartlarımdan ödün verecek değilim: )) Makarna standardı o da iyi, güzel. Ne haldeyim allahım. Saçları pislikten doğal rastalı sokakta yaşayan amcalara mı dönüşecem.
Evet birazdan dışarı çıkcam, böyle olmuyor, şu ruh halinden bir an önce çıkmam lazım, ama önce duş alayım, tıraş olayım, giyecek bir şey de yok, her şey kirli, niye dün makinaya atmadım ki, şu yunanlılara mail atmam, stajı ingilizceye çevirmem, avrupa birliği mevzuatu okumam lazım.
Hayat zormuş tekrar çocuk olmak istiyorum.
At your service
15 Ocak 2010 Cuma
Dün tekrar Leon The Professional' ı izledim. Güzel filmleri tekrar tekrar izlemeyi seviyorum. Evet arkadaşlar bu arada bugün tüm parasızlığıma rağmen alkol sorunu çözdüm, şirince 150 lik şarap aldım, aslında ikinci alışım, pek güzel olmamasına rağmen iyi kafa yapıyor ve ucuz (şaraba karşı duyarlılığım var sanırım). Kredi kartımla aldım, nakit değil, nakit paramı okula gidip gelmek için tutuyorum. Bu arada, anneme teşekkür etmek istiyorum, bu yaşıma rağmen kredi kartı borcumu reddetmeden ödüyor, çok acınası durumdayım ve kendimden utanıyorum. Evet anne asla bu yazıyı okumayacaksın, blog un ne demek olduğunu bile bilmiyorsun aslında, ama bu yaşıma geldim ve kendi kendime bakamıyorum, bu yazıyı okusan da okumasan da bu değişmeyecek. Üzgünüm, şu proje işi olsun her şey değişecek...
Bugün okulda yeni başvuran yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin öğrencilerin mülakatı vardı, birisi yurt dışındaymış onun mülakatını online olarak sağlamak benim görevimdi, neyse uğraştım biraz güzel gitti ama sonra nette bir sorun çıktı, görüntü ve ses gitti. Hemen durumu odtü' nün kötü internet bağlantısına bağlayıp (gerçekten öyle) olaydan sıyrıldım. Bu arada en sevmediğim hoca (şu labında çalıştığım) bizim anabilim dalı başkanı oldu, mülakata da geldi haliyle, hiç göz göze gelmedim, en azından gayret ettim, kadın benden nefret ediyor, bende ondan. Benim supervisor hocam ise onun başkan olmasına sevinmiş öyle diyor geçen, o da bi garip. Akademisyenler bir garip, böyle pek hoşlaşmasalar bile tutuyorlar gene birbirlerini, hoca ya hepsi. Göt.
Şu yeni başvuran öğrencilerden biri geçen bizim bölüm odasına geldi, böyle kafasına takılmış hepimizin takıldığı gibi (aslında garip değil), diyor ki kısaca "ben akademisyen olmak istiyorum, burdan mezun olunca olabilir miyim?" Çok komik geldi onun bu sorusu bana, çünkü o kadar insan var ki aynı şeyi düşünen, onun böyle hocanın karşısında utana sıkıla bu soruyu sorması bende gülümseme etkisi yarattı. Transkriptine baktım pek bi iyi notlarla mezun olmuş, umarım olur. Ben çoktan vazgeçtim gibi, çok stresli, oto boka takıyo hocalar, odtü gibi bir üniversitede bile bir bitkinlik yılmışlık var, ben yapamam böyle. Bizim hocalar açısından düşünüyorum, yaştan mı acaba, çünkü yaşlı çoğu, olay onlardan geçmiş gibi sanki.
Evet günlük, bugün cuma ve ben içtiğim bu kalitesiz şarabın etkisi ile kızardım (tahmin ediyorum) ve biraz kusma hissine sahip oldum. Güzel müzikler çalıyor bugün bilgisayarda, aslında bugün ankara da bi yerde çingene müziği çalan bir grup çıkıyormuş oraya gideyim mi diye düşündüm fakat sonra siktiret ya dedim orda sıkılacağına evde sıkıl...

10:03 | | 8 Yorum
I look at the world and I notice it's turning
12 Ocak 2010 Salı
Aylar geçti, zilyon olay oldu, uzak kaldım internetten ve daha birçok şeyden. Aslında şöyle bir giriş yapmak isterdim "efsane geri döndü". : ))) heee döndü de nereye döndü diyeceksiniz, bugün baktım şu an itibariyle 14 izleyicim varmış ama zaten onlarda unutmuştur, bir sene geçmiş yav, az değil. Bi ara bu bir sene, bu uzak kaldığım sürelerde bloğuma baktım arada, hoşuma gitti daha önce yazdıklarım. Neyse devam edeyim kaldığım yerden:
Sevgili günlük, ehehem...
Ya arkadaş içmeyince olmuyormuş, kafamın güzel olması lazım. Yapay oluyor. Yarın mı devam etsem acaba yazıya. Neyse belki gerisi gelir. Şimdi biraz ayrı kaldığım için bu ortamlardan, o zamanlarda yaptıklarımdan bahsediyim. Şu hep şikayet ettiğim işten ayrıldım temmuz gibi. Sonra kazıya gittim ağustosta, 6 hafta felan oralarda kaldım tozun toprağın içinde. Aslında oralarda bir dünya yazıcak şey oldu ama üzerinden hayli bir zaman geçti soğudu haliyle, anlatırken bir heyecan hissetmicem havası kaçtı yani, anlatmıcam. Son zamanlarda olan şeylerden bahsediyim. Eylülden beri tezle uğraşıyorum. Küçük çeviri işleriyle uğraştım bu süre boyunca ama pek memnun kalmadım. Okulda beni araştırma görevlisi yapcaklardı, ordan da bişiy çıkmadı şu an itibariyle, bende umudumu kestim zaten. Ama bugünden itibaren bomba bir iş buldum, evden çalışacağım bir iş, ab projesi yazacam sivil toplum kuruluşları için. Eğer başarabilirsem önümüzdeki bir sene çalışmam felan gerekmicek gibi fakat 2 ay hayat bana yasak gibi görünüyor. Lan tamda heyecanlı birşeyler olmaya başlamıştı ki, hatun mevzuları felan.
Her boku bügün anlatamıyım o sonra. İstanbul dan projektör ve playstation 3 getirdim ablamlardan. Ablamın teknoloji meraklısı bir eşi var askere gitti bende kaptım getirdim zımbırtıları, eve de perde gerdim, daha doğrusu gerdik buzcevheriyle, evde sinema keyfi oldu, arada porno da izliyorum misafir yokken (itiraf ediyim, içimden geldi). Zaten hepimizde izlemiyormuyuz, neyi kimden gizliyorum ki, herkes en azından bir kere izlemiştir di mi? Yalan yok şimdi. Neyse porno mevzusu bir yana baya güzel film izleniyor.
Bu arada çok ciddi bir dille yazıyomuşum gibi geliyor, sıkıcı gibi sanki "lack of alcohol". Yarın mı devam etsem acaba, evet tadında kalsın yarın devam ediyim.
- Evet yayınlıcam bunu
- Yok yok yayınlamıyım bok oldu zaten
- Ya yayınla kimse okumucak
- İçime sinmedi, yayınlamıyım
- Hayır yayınlıcam
- Ya bi siktirgit, salak
- Sanane amq, yayınlıcam, al yayınladım, foto motoda yok, öyle kel kabak yayınlıcam...
11:28 | Etiketler: hayat, ruh sağlığı, uzun bir ara | 2 Yorum
Maket Uçak Yapcam
10 Şubat 2009 Salı
Evet baya bi zaman geçmiş yazmayalı. Bi sürü bişeyler oldu bu sayısız ayda, anlatmam lazım. Afrika müziğine sardım. Okulda bir sürü bişeyler oldu. İnsanlar bir garip. İstanbula gittim geldim bi ara.
Ya arkadaş tatil nedir unuttum. Nasıl bir çalişma hayatıymış bu. Alkolik olmaya başladım biraz biraz. Param yok ama alkolik oluyorum, hep böyle filmlerdeki gibi jack daniels içmek istemiştim ama promosyona girmiş rakıları içiyorum bu aralar en pahalı olarak. Aslında düşününce bira daha pahalıya geliyor.
Ev değiştirdim bu arada (bu ara dediğim 2 ay) tek yaşıyorum artık. Geçen bu yeni taşındığım eve geliyorum kızılaydan dolmuşa binicem; herifin teki karşı binadan intihar ediyor. İlk başta işçi filan zannettim, sallamadım sonra herif binadan sarktı felan, insanlarda sonradan uyandı benim gibi, göbeğini filan kesti jiletle galiba, uzaktan görünmüyodu pek. Bağırdı sonra, insanlar öyle yürüyüp veya dolmuşa binip gittiler. Yani bu olayı belkide en fazla aklında tutan benim 1 hafta on gün felan oldu. Türk insanın bi olayı en fazla 28 gün gündemde tuttuğunu biliyormuydunuz? Yirmisekiz gün yav sonra herşey unutuluyor yani, ölsenizde, sakat kalsanızda, dünya batsa en fazla 28 gün. Yazık biyerden atlamaya değmez. Aslında o herif atlıcak gibide durmuyordu sırf şov için çıkmış galiba oraya, yani bana öyle geldi aslında. Derdinide anlamadım ama bir kaç gün sonra arkadaşlara bahsettim gören olmuş itfaye gelmiş onlar ordayken, bez germişler atlarsa ölmesin diye(cehennem silahının ilk filmi geldi aklıma bilenler bilir). Atmamış ama atlasaydı duyardım, baya bi araştırdım netten.
Bu ara çalıştığım yere yurt dışından misafir yağıyor, amcalar teyzeler geliyor fransadan, italyadan. Acaip insanlar var benim çalıştığım yerde bu gelen yabancıları esir ediyo bitanesi başkalarıyla iletişim kurmalarını engelliyor insanların hep benle hep benle, bir nevi deli, hep kendi konuşcak manyak, hasta. Burdan kızlara sesleniyorum 30unu geçmeden evlenin, çok geç olmadan.
Romen bi arkadaşım var pariste master yapıyor, konuştuk geçenlerde ne özendim ya bende pariste okumak istiyorum. Bazı arkadaşarım var, ankara çok sıkıcı istanbulda okumak istiyorum diye yakınıyorlar. Bi de benim çalıştığım yerdeki hatun var şu yukarda bahsettiğim oxford a göndermişler bunu, yapamamış gerizekalı. Ailem beni oxforda göndercek te yapamıcam ha, valla a.k. bütün oxfordun. Şu ülkede bi söz var arkadaş "urfada oxford vardı da ben mi okumadım" diye. Burda insalarla uğraşıp, yatmak daha kolay gelio, tam gerizekalı yav.
Neyse bu kadar dedikodu yeter.
Şu blog olayında dikkat ettiğim bi durum var içmeden yazamıyorum. Olmuyor arkadaş. Bi iletişim problemi var, içimi dökemiyorum. İlla alkol lazım. Evde aldığım biraların metal kutularını biriktiriyorum çuval oldu 2 ayda,
Dünyanın en şanşsız insanı benim bu arada torpil buldum müthiş bi işe gircektim, torpilimi işten çıkarttılar, nası torpilmiş demeyin hatun baya bi yüksek bi mevkideydi, sansayonel bi şekilde işten atıldı, olay oldu, (onun için eylem felan yapıldı, okullarda). Yazık oldu benim yüzümden işinden oldu zavallı, kişisel ve meşhur şanssızlığım yüzünden.
Hayatım baya bi monoton, bu gün pazartesi, 3 haftadır takip ediyorum aynı şeyleri yapıyorum; okul-ev, haftasonu arkadaşlarla dışarı çık, bilgisayarda oyun oyna, yat, uyu, kalk, haftasonları özenle kahvaltı hazırla sonra afiyetle ye, kahvaltıdan sonra sigara içme. Haftaiçi hep aynı olduğu için bahsetmiyorum, sanırım ben mutsuzum. Kıvılcım bekliyoum bi çok insan gibi. Geçen loto (geçen hafta çıkmadan önce, yani iki hafta önce) 35 milyon tl ikramiye veriodu, 10 liralık oynadım, 2 tutturdum(o kadarda şanssız değilim galiba hah). Sanki para herşeyi çözücekmiş gibi, şu an trilyonlarım olsa da farketmezdi galiba, bilmiyorum ama benim öyle parayla çok çok hayalim yok, işte nebiliyim onu alıyım bunu alıyım, ee hadi para da oldu aldım ee yine aynı bitti geçti. En fazla rakı yerine jack daniels içerim o olur, o kadar yani, daha fazlası değil. Para hayali, neyse hiç birşeyi çözmüyor.
İçince daha çekilir daha iyi biri olduğumu farkettim bugün. İyi geceler.
Ya arkadaş tatil nedir unuttum. Nasıl bir çalişma hayatıymış bu. Alkolik olmaya başladım biraz biraz. Param yok ama alkolik oluyorum, hep böyle filmlerdeki gibi jack daniels içmek istemiştim ama promosyona girmiş rakıları içiyorum bu aralar en pahalı olarak. Aslında düşününce bira daha pahalıya geliyor.
Ev değiştirdim bu arada (bu ara dediğim 2 ay) tek yaşıyorum artık. Geçen bu yeni taşındığım eve geliyorum kızılaydan dolmuşa binicem; herifin teki karşı binadan intihar ediyor. İlk başta işçi filan zannettim, sallamadım sonra herif binadan sarktı felan, insanlarda sonradan uyandı benim gibi, göbeğini filan kesti jiletle galiba, uzaktan görünmüyodu pek. Bağırdı sonra, insanlar öyle yürüyüp veya dolmuşa binip gittiler. Yani bu olayı belkide en fazla aklında tutan benim 1 hafta on gün felan oldu. Türk insanın bi olayı en fazla 28 gün gündemde tuttuğunu biliyormuydunuz? Yirmisekiz gün yav sonra herşey unutuluyor yani, ölsenizde, sakat kalsanızda, dünya batsa en fazla 28 gün. Yazık biyerden atlamaya değmez. Aslında o herif atlıcak gibide durmuyordu sırf şov için çıkmış galiba oraya, yani bana öyle geldi aslında. Derdinide anlamadım ama bir kaç gün sonra arkadaşlara bahsettim gören olmuş itfaye gelmiş onlar ordayken, bez germişler atlarsa ölmesin diye(cehennem silahının ilk filmi geldi aklıma bilenler bilir). Atmamış ama atlasaydı duyardım, baya bi araştırdım netten.
Bu ara çalıştığım yere yurt dışından misafir yağıyor, amcalar teyzeler geliyor fransadan, italyadan. Acaip insanlar var benim çalıştığım yerde bu gelen yabancıları esir ediyo bitanesi başkalarıyla iletişim kurmalarını engelliyor insanların hep benle hep benle, bir nevi deli, hep kendi konuşcak manyak, hasta. Burdan kızlara sesleniyorum 30unu geçmeden evlenin, çok geç olmadan.
Romen bi arkadaşım var pariste master yapıyor, konuştuk geçenlerde ne özendim ya bende pariste okumak istiyorum. Bazı arkadaşarım var, ankara çok sıkıcı istanbulda okumak istiyorum diye yakınıyorlar. Bi de benim çalıştığım yerdeki hatun var şu yukarda bahsettiğim oxford a göndermişler bunu, yapamamış gerizekalı. Ailem beni oxforda göndercek te yapamıcam ha, valla a.k. bütün oxfordun. Şu ülkede bi söz var arkadaş "urfada oxford vardı da ben mi okumadım" diye. Burda insalarla uğraşıp, yatmak daha kolay gelio, tam gerizekalı yav.
Neyse bu kadar dedikodu yeter.
Şu blog olayında dikkat ettiğim bi durum var içmeden yazamıyorum. Olmuyor arkadaş. Bi iletişim problemi var, içimi dökemiyorum. İlla alkol lazım. Evde aldığım biraların metal kutularını biriktiriyorum çuval oldu 2 ayda,
Dünyanın en şanşsız insanı benim bu arada torpil buldum müthiş bi işe gircektim, torpilimi işten çıkarttılar, nası torpilmiş demeyin hatun baya bi yüksek bi mevkideydi, sansayonel bi şekilde işten atıldı, olay oldu, (onun için eylem felan yapıldı, okullarda). Yazık oldu benim yüzümden işinden oldu zavallı, kişisel ve meşhur şanssızlığım yüzünden.
Hayatım baya bi monoton, bu gün pazartesi, 3 haftadır takip ediyorum aynı şeyleri yapıyorum; okul-ev, haftasonu arkadaşlarla dışarı çık, bilgisayarda oyun oyna, yat, uyu, kalk, haftasonları özenle kahvaltı hazırla sonra afiyetle ye, kahvaltıdan sonra sigara içme. Haftaiçi hep aynı olduğu için bahsetmiyorum, sanırım ben mutsuzum. Kıvılcım bekliyoum bi çok insan gibi. Geçen loto (geçen hafta çıkmadan önce, yani iki hafta önce) 35 milyon tl ikramiye veriodu, 10 liralık oynadım, 2 tutturdum(o kadarda şanssız değilim galiba hah). Sanki para herşeyi çözücekmiş gibi, şu an trilyonlarım olsa da farketmezdi galiba, bilmiyorum ama benim öyle parayla çok çok hayalim yok, işte nebiliyim onu alıyım bunu alıyım, ee hadi para da oldu aldım ee yine aynı bitti geçti. En fazla rakı yerine jack daniels içerim o olur, o kadar yani, daha fazlası değil. Para hayali, neyse hiç birşeyi çözmüyor.
İçince daha çekilir daha iyi biri olduğumu farkettim bugün. İyi geceler.
15:41 | Etiketler: Ankara, bira, dolmuş, haftasonu, hayat, iş-güç, müzik, yazıyla alakasız başlık, özeleştiri | 0 Yorum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





